World

10 Maddede Güney Fransa

1. Fransa’da yemek deyince akan sular durur. Lezzetli, sağlıklı ve kaliteli yemek yemeye ve yemekte kaliteli zaman geçirmeye çok önem veriyorlar. Yemek hiçbir zaman öyle bir patates, bir kola ya da 5-10 dk içinde önemsiz şekilde yiyip bırakacağınız bir aktivite değil. Masaya ilk önce aperatifler gelir, herkes aperatiflerle biraz midesini hazırlar, sonra aperatifler kalkar, asıl yemek gelir. Aperatiflerle karnınızı doyurmamalısınız, zira asıl yemek genelde bir efsane.

2. Fransa’da patisserie (bizdeki pastane) deyince de akan sular durur. Dünyaca ünlü pastaneleri var,  her sene pastaneler arası yarışma düzenleyip Fransa’nın en iyi pastanesini seçiyorlar. Ben oradayken, önceki senelerden birindeki yarışmada ikinci gelen bir pastaneye gittim, vitrinden kendimi alamadığımı hatırlıyorum.

3. Kasabalarına çok önem veriyorlar, Fransa’da hangi şehre giderseniz gidin yanında / yakınında illa küçük, şirin bir kasaba, gezmekten görmekten zevk alacağınız bir tanesi vardır. Benim Güney Fransa’da gittiğim, gezdiğim kasabalar: Moustiers-Sainte-Marie, Cotignac, CabasseBormes-les-Mimosas, St. Paul de Vence ve St. Tropez. Hepsi çok güzeldi, bizdeki (Türkiye’deki) kasaba ve köylerden farklı bir havası var tabi,  o sebeple insana ilginç geliyor. Sabah erken çıkarsanız bir günde 2, belki 3 kasaba gezip görülebilir.

4. Fransa’da garsonların veya genel olarak hizmet sektöründekilerin kaba olduklarına, özellikle yabancılara kaba davrandıklarına dair bir söylem var, özellikle Youtube’da bu konuya ilişkin çokça içerik üretilmiş, ancak ben açıkçası herhangi bir kabalıklarını görmedim, yaşamadım. Parisians (Parisliler) ile Fransa’nın geri kalanının özellikle turistlere yaklaşım ve tavırları farklı, Fransızların kendileri de bunu söylüyor. Ben Paris’e gitmedim, Güney Fransa’yı (Cote d’Azur‘un içinde kaldığı bölgeyi) ziyaret ettim, o sebeple Paris’tekiler konusunda yorum yapamam ama Fransa’nın geri kalanında eğer herhangi bir dükkana / cafeye / restorana vs. girdiğinizde siz olağanüstü bir kabalıkta bulunmazsanız, herhangi bir kabalıkla karşılaşacağınızı sanmıyorum.

5. Fransa’da yerlilerle iyi iletişim kurabilmenizin yolu bonjour (Fransızca’da merhaba) demekten geçiyor, bir dükkana, restorana, markete vs. girdiğiniz zaman sizden bonjour demenizi beklerler. Denilmediğinde belki o zaman çok hoş bir karşılama beklemeyebilirsiniz. Yani bonjour is the key.

6. Ayrıca gitmeden birkaç Fransızca kelime, en azından basic cümleleri vs. öğrenmekte yarar var, çünkü benim gözlemlediğim kadarıyla Fransızlar -istisnalar olmakla birlikte- İngilizce bilse dahi konuşmuyor, konuşan da zaten sağolsun Frenglish (Fransızca – İngilizce karışık) konuşuyor. İngilizcesine güvenmeyen Fransızı kolay kolay İngilizce konuşturamıyorsunuz. Yine Paris için çekince koyuyorum, Paris’e gitmedim, orada durum nasıl bilmiyorum.

7. Güney Fransa’da tatmanız gerekenler: Socca (Nice’in meşhur yiyeceği), raclette, foie gras, şöyle hakikisinden tereyağlı bir croissant, pain au chocolat, savory crepe, mont d’or.

8. Bir ilginç bilgi: Fransa’da başınıza birşey geldiğinde ambulansı, doktoru çağırmak yerine itfaiyeyi çağırıyorsunuz. Çok ilginç, itfaiyecilerin sadece yangın söndürme alanında değil, ilk yardım, hastaya müdahele vs. alanlarında da eğitimleri var. O sebeple başlarına bir şey geldiğinde ambulansı arayıp gelmesini beklemek yerine direkt itfaiyeyi arıyorlar, hem daha hızlı, hem de aşırı bir yaralanma olmadığı müddetçe itfaiyeciler gerekli müdahaleyi fazlasıyla karşılaşıyor.

9. Güney Fransa’ya gelmişken dünyanın en zengin ülkesi olan Monaco’ya gitmemek olmaz bence, bir gün ayrılmalı. Monaco’nun meşhur Monte Carlo Casino‘su ve çevresi görülmeye değer.

10. Fransa’da yaşamaya gidenler ya da Fransa’yı daha detaylı merak edenler için: Youtube’da Paul Taylor var, kendisi İngiliz, uzun süredir Fransa’da yaşıyor, Fransız Dili ve Edebiyatı okuyor ve Fransızca’yı su gibi öğrenmiş. “What the Fuck France” başlığı ile videolar yapıyor (videolar İngilizce), bir bakın derim, Fransa’nın ve Fransız kültürünün kendine ve ülkeye has özelliklerini komik bir dille anlatıyor.

Bu sitede yazılı bulunan gözlem ve söylemlerin, her sayfada 10 madde ile aktarılması hedeflenmiş olup, bu bazı sayfalarda bilinçli olarak 10 maddeyi aşmış, bazılarında 10 maddeden az kalmıştır (bu normaldir, site sahibi bu durumun farkındadır), ortalaması 10 maddedir.

2 Comments

  • Rüw

    Gezmeyi severim (gerçi kim sevmezki?).. Bu sebeple seyahatlerim öncesinde gideceğim yerle ilgili bir çok blog yazısı okumaya çalışırım. Fakat daha önce bu kadar farklı konulara değinen yazılar okuduğumu söyleyemem. Fransa’ya gitmeden önce Fransa ile ilgili yazınızı okusaydım Fransızlarla ingilizce iletişim kurmaya çalışıp “galiba kötü konuştuğum için anlamıyorlar” diye düşünmezdim.

    Reply

Leave a Reply