Category

World

World

10 Maddede Bristol

– Ben Bristol’a turist olarak gitmedim, orada bir süre yaşadım, bu sebeple aşağıda yer alan maddeler Bristol’a kısa süreliğine gidenlerden ziyade, orada bir süre yaşayanlara veya uzun süreli konaklama için gelenlere daha uygun olabilir. –

1. İngiltere’nin Londra, Birmingham ve Liverpool’dan sonra dördüncü büyük şehri olan Bristol, İngiltere’nin müzikle anılan bir şehri. Kaliteli müzik yapan bir çok mekan var, müzik Bristol’da şehirsel kültürün bir parçası. Bu sebeple Bristol’a gelince kesinlikle müziğe vakit ayırılmalı. Mesela The Canteen var, akşamları çok tatlı canlı müzik yapıyorlar, The Canteen’deki ortam ve çalan müzikler biraz bizim Taksim’deki Ravuna 1906 gibi (yeni not: Son gittiğimde Ravuna’nın el değiştirdiğini gördüm, yeni gelen işletmenin müzik tarzı farklı sanırım).

2. Bristol Banksy’nin şehri. Banksy, dünyaca ünlü bir graffiti sanatçısı, graffiti’nin Satoshi Nakamoto’su denilebilir kendisine, lol, çünkü aslında kim olduğu, yani kimliği bilinmiyor. Bristol’a gelindiğinde Banksy turu (Banksy’nin sokak graffitilerinin gezildiği yürüyüş turu) yapılmalı, Banksy şehir içinde bir çok yere, genelde de hidden mekanlara eserlerini bırakmış, hepsini keşfetmek güzel duygu.

3. Bristol’da Hamilton House diye bir mekan var, community hub” olarak biliniyor, yogadan drumming’e, piyanodan meditasyona kadar bir çok ücretli / ücretsiz ders oluyor, ücretli olanların çoğu cüzi fiyatlarda. Herşeyden önce Hamilton House’ın havası, ortamı harika. 

4. İngiltere’de bir dil okuluna gidecekseniz açık ara en iyilerinden biri ELC Bristol’dır. Neden en iyi o, bu yazı onu anlatmak için değil, ama gidenler varsa neden dediğimi anlayacaktır.

5. Hayatımda yaptığım en zor spor egzersizini ben Bristol’da yaptım, kendisi Kettlercise olarak geçiyor. Ki ben hayatında kickbox yapmış, 6 sene voleybol oynamış, intensive workout nedir bilen insanım, ona rağmen bunu diyorum. Bristol’da Clifton College Sports Center var, her sezon haftanın belirli günleri, devasa basket sahasını Kettlercise için kapatıyorlar ve yaklaşık 100 kişiyle birlikte, bir saat boyunca kettlebell‘lerle birlikte zorlayıcı, ter döktürücü, su attırıcı, can çıkartıcı şekilde spor yapıyorsunuz. Tabi ben kendisiyle Bristol hayatımın son zamanlarına doğru tanıştığım için bir kere gidebildim, ama daha fazla orada kalsam kesinlikle devam ederdim, çünkü hayatımda sporda en fazla zorlandığım saat oydu ama, toplu spor yapmaktan başka hiçbir yerde o kadar da zevk almadım. Ki, ilkinde öyle canın çıkıyormuş, birkaç seferden sonra alışıyormuşsun zaten, mantıklı olarak.

6. Bristol’da Bristol Tower genelde gezilecek görülecek yerler arasında sayılmıyor, nedendir bilinmez, ama akşam vakti Bristol Tower’ın olduğu yere çıkıp Bristol manzarası izlenmeli bence. 

7. Eğer benim gibi board game severseniz, Bristol’da harika bir board game cafe var, ismi Chance & Counters, ortamı çok tatlı, ama özellikle akşamları kalabalık oluyor, rezervasyon gerekebilir.

8. Bristol’da güzel mekanlardan biri de The Lido. Burası hem restaurant, hem de yüzme havuzu. Daha doğrusu yüzme havuzunu ortaya alıp, çevresini restaurant masaları ile çevrelemişler, bizdeki (İstanbul’daki) eski Suada’nın (eski diyorum, çünkü Suada’yı yıktılar) Bristol versiyonu diyebiliriz, çok tatlı bir mekan.

9. İngilizlerin malum afternoon tea‘leri (öğle vaktinde çay ve yanında kurabiye / tatlı) meşhur, afternoon tea hizmeti veren çok tatlı kafeler var, biz Avon Gorge Hotel‘in terrace’ında afternoon tea molası vermiştik, ama daha başka mekanlar da denenebilir.

10. Bristol’da yeşil alandan bol bir şey yok, her yer park bahçe, koşmak, spor yapmak, negatif enerjiyi atmak için birebir, değerlendirmeden dönmemek lazım.

11. Bristol merkezde Cafe Alter Ego var, tavsiye etmem,  hizmet kalitesi çok düşük. Şehir merkezinde olduğundan ve gece geç saate kadar açık olan mekanlardan olduğundan kalabalık oraya yığılıyor ama gerek yok.

12. Bristol’a öğrenci olacak gidecekseniz, benim yaptığım gibi, Bristol International Student Centre var, öğrenciler için çok güzel programları, etkinlikleri, klüpleri oluyor, öğrenci olarak gidecekler takip etmeli.

13. Bristol Avon Nehri‘nin yanında olduğundan malum, nehir üzerinde bot turları ve hatta cruise’lar oluyor, winter cruises / christmas parties / harbour tours diye arama yapılırsa bir çok tur bulmak mümkün.

14. Bristol’a gelmişken, eğer vaktiniz varsa Stonehenge’e gitmemek olmaz.

15.  Bristol’da bizde Kapadokya’da olduğu gibi yazın balon festivalleri oluyor, Bristol’ın meşhur asma köprüsü Clifton Bridge  üzerinde harika manzaralar ortaya çıkıyor.

Bu sitede yazılı bulunan gözlem ve söylemlerin, her sayfada 10 madde ile aktarılması hedeflenmiş olup, bu bazı sayfalarda bilinçli olarak 10 maddeyi aşmış, bazılarında 10 maddeden az kalmıştır (bu normaldir, site sahibi bu durumun farkındadır), ortalaması 10 maddedir.

No Comments
World

10 Maddede Stockholm

1. İsveç’İn başkenti olan Stockholm’ün merkezi, Östermalm, Södermalm ve Gamla Stan (Old Town) olarak üç ana bölgeye ayrılmış diyebiliriz, aslında Norrmalm, Vasasten, Kungsholme filan da var ancak, Stockholm’e benim gibi ilk gidenler için ilk deneyimde gezip görmek istenebilecek yerler bu üç bölgede toplanmış. Biz Södermalm tarafında bir airbnb’de kaldık ama Stockholm’e bir daha gittiğimde Östermalm ya da Gamla Stan (Old Town) tarafından ev ya da hotel tutarım. Södermalm’de airbnb’ler daha ucuz olduğundan ve İsveç’e de ilk gidişimiz olduğundan, Stockholm’ü hiç bilmediğimizden öyle yapmıştık. Gerçi bu üç bölge birbirine uzak değil, biz hiç bir günümüzde toplu taşıma kullanmadık, hep Södermalm’dem Östermalm ve hatta daha ilerisine kadar yürüdük ancak  ilk gidenler için görülecek çoğu tarihi ve turistik yer Östermalm ve Gamla Stan taraflarında kalıyor ve özellikle geceleri Södermalm tarafı ıssız oluyor. 

2. Stockholm’ün içerisinde ve etrafında birçok ada var. Bu adalardan biri olan Djurgarden Island’da Grönalund Lunapark var, tabi ki bir Amsterdam’daki Efteling ile kıyaslanamaz ama bence Stockholm’e gidildiğinde kesinlikle vakit ayırılmalı.

3. Stockholm’de benim en sevdiğim yer kesinlikle Skansen. Dünyanın ilk open-air (açıkhava) müzesi olarak biliniyor, harika bir yer. İsveç’in eski zamanlarını ve kırsal hayatını göstermesi için kocaman bir alanı açık hava müzesine çevirmişler, içeriye girdiğinizde tarihte yolculuk yapmış hissine kapılıyorsunuz.

4. Stockholm tabi ki bir Türk kesesine göre biraz pahalı kaçıyor. Siz de benim gibi gezilecek yerler konusunda kısmayan ama tatillerde yemeklerden kısabilenlerdenseniz, ve eğer Stockholm size de pahalı gelirse, Stockholm’ün uzun uğraşlar sonucu bulduğumuz en ekonomik restoranını açıklıyorum: Subway. Bulduğunuz herhangi bir Subway’e oranın en ucuzu olduğu konusunda güvenebilirsiniz.

5. Stockholm birçok adadan oluştuğundan ve nehir ve göllerle çevrili olduğundan,  yapılabilecek bir sürü kanal turu / bot turu mevcut. Birçok otobüs turu da var tabi. Stockholm’e ayak bastığınızda ilk işiniz bir Tourist Info’ya (Turizm Danışma Bürosu) giderek harita ve turların broşürünü almak olsun.

6. Seyahat uygulamalarından Travel diye bir mobil uygulama var, dünyanın bir çok şehri için sesli tur içeriyor, Stockholm için en son baktığımda 20 tur içeriyordu.

7. Stockholm’de deneyimlenecek aktivitelerden biri SkyView: 12 kişilik camdan koca bir küre, içine biniyorsunuz, 20 dakikada yavaşça sizi yukarıya çıkarıyor, Stockholm’ü tepeden görmüş oluyorsunuz ve biraz seyretmeniz için durduktan sonra tekrar aynı sürede aşağıya iniyor. Stockholm’deki en güzel deneyim budur denilemez ama bence ilk gidenlerin tecrübe etmesi gereken bir deneyim.

8. Stockholm’e eğer çocukla gidiyorsanız Junibacken var, çocuklar için Masal ve Eğlence Parkı olarak geçiyor, Stockholm’de çocukla gidilecek yerlerden ilki olabilir.

9. Stockholm’e gittiğinizde fazladan zamanınız kalırsa Uppsala şehrine de gidilebilir, Stockholm’e 45 dakika uzaklıkta Uppsala. Ya da daha yakın olarak, Drottningholm Palace var, Stockholm’e göre batıda kalıyor. Bahçesiyle, manzarasıyla, lokasyonuyla harika bir yer, fazlaca vakti olanlar değerlendirebilir.

Bu sitede yazılı bulunan gözlem ve söylemlerin, her sayfada 10 madde ile aktarılması hedeflenmiş olup, bu bazı sayfalarda bilinçli olarak 10 maddeyi aşmış, bazılarında 10 maddeden az kalmıştır (bu normaldir, site sahibi bu durumun farkındadır), ancak ortalaması 10 maddedir.

No Comments
World

10 Maddede Güney Fransa

1. Fransa’da yemek deyince akan sular durur. Lezzetli, sağlıklı ve kaliteli yemek yemeye ve yemekte kaliteli zaman geçirmeye çok önem veriyorlar. Yemek hiçbir zaman öyle bir patates, bir kola ya da 5-10 dk içinde önemsiz şekilde yiyip bırakacağınız bir aktivite değil. Masaya ilk önce aperatifler gelir, herkes aperatiflerle biraz midesini hazırlar, sonra aperatifler kalkar, asıl yemek gelir. Aperatiflerle karnınızı doyurmamalısınız, zira asıl yemek genelde bir efsane.

2. Fransa’da patisserie (bizdeki pastane) deyince de akan sular durur. Dünyaca ünlü pastaneleri var,  her sene pastaneler arası yarışma düzenleyip Fransa’nın en iyi pastanesini seçiyorlar. Ben oradayken, önceki senelerden birindeki yarışmada ikinci gelen bir pastaneye gittim, vitrinden kendimi alamadığımı hatırlıyorum.

3. Kasabalarına çok önem veriyorlar, Fransa’da hangi şehre giderseniz gidin yanında / yakınında illa küçük, şirin bir kasaba, gezmekten görmekten zevk alacağınız bir tanesi vardır. Benim Güney Fransa’da gittiğim, gezdiğim kasabalar: Moustiers-Sainte-Marie, Cotignac, CabasseBormes-les-Mimosas, St. Paul de Vence ve St. Tropez. Hepsi çok güzeldi, bizdeki (Türkiye’deki) kasaba ve köylerden farklı bir havası var tabi,  o sebeple insana ilginç geliyor. Sabah erken çıkarsanız bir günde 2, belki 3 kasaba gezip görülebilir.

4. Fransa’da garsonların veya genel olarak hizmet sektöründekilerin kaba olduklarına, özellikle yabancılara kaba davrandıklarına dair bir söylem var, özellikle Youtube’da bu konuya ilişkin çokça içerik üretilmiş, ancak ben açıkçası herhangi bir kabalıklarını görmedim, yaşamadım. Parisians (Parisliler) ile Fransa’nın geri kalanının özellikle turistlere yaklaşım ve tavırları farklı, Fransızların kendileri de bunu söylüyor. Ben Paris’e gitmedim, Güney Fransa’yı (Cote d’Azur‘un içinde kaldığı bölgeyi) ziyaret ettim, o sebeple Paris’tekiler konusunda yorum yapamam ama Fransa’nın geri kalanında eğer herhangi bir dükkana / cafeye / restorana vs. girdiğinizde siz olağanüstü bir kabalıkta bulunmazsanız, herhangi bir kabalıkla karşılaşacağınızı sanmıyorum.

5. Fransa’da yerlilerle iyi iletişim kurabilmenizin yolu bonjour (Fransızca’da merhaba) demekten geçiyor, bir dükkana, restorana, markete vs. girdiğiniz zaman sizden bonjour demenizi beklerler. Denilmediğinde belki o zaman çok hoş bir karşılama beklemeyebilirsiniz. Yani bonjour is the key.

6. Ayrıca gitmeden birkaç Fransızca kelime, en azından basic cümleleri vs. öğrenmekte yarar var, çünkü benim gözlemlediğim kadarıyla Fransızlar -istisnalar olmakla birlikte- İngilizce bilse dahi konuşmuyor, konuşan da zaten sağolsun Frenglish (Fransızca – İngilizce karışık) konuşuyor. İngilizcesine güvenmeyen Fransızı kolay kolay İngilizce konuşturamıyorsunuz. Yine Paris için çekince koyuyorum, Paris’e gitmedim, orada durum nasıl bilmiyorum.

7. Güney Fransa’da tatmanız gerekenler: Socca (Nice’in meşhur yiyeceği), raclette, foie gras, şöyle hakikisinden tereyağlı bir croissant, pain au chocolat, savory crepe, mont d’or.

8. Bir ilginç bilgi: Fransa’da başınıza birşey geldiğinde ambulansı, doktoru çağırmak yerine itfaiyeyi çağırıyorsunuz. Çok ilginç, itfaiyecilerin sadece yangın söndürme alanında değil, ilk yardım, hastaya müdahele vs. alanlarında da eğitimleri var. O sebeple başlarına bir şey geldiğinde ambulansı arayıp gelmesini beklemek yerine direkt itfaiyeyi arıyorlar, hem daha hızlı, hem de aşırı bir yaralanma olmadığı müddetçe itfaiyeciler gerekli müdahaleyi fazlasıyla karşılaşıyor.

9. Güney Fransa’ya gelmişken dünyanın en zengin ülkesi olan Monaco’ya gitmemek olmaz bence, bir gün ayrılmalı. Monaco’nun meşhur Monte Carlo Casino‘su ve çevresi görülmeye değer.

10. Fransa’da yaşamaya gidenler ya da Fransa’yı daha detaylı merak edenler için: Youtube’da Paul Taylor var, kendisi İngiliz, uzun süredir Fransa’da yaşıyor, Fransız Dili ve Edebiyatı okuyor ve Fransızca’yı su gibi öğrenmiş. “What the Fuck France” başlığı ile videolar yapıyor (videolar İngilizce), bir bakın derim, Fransa’nın ve Fransız kültürünün kendine ve ülkeye has özelliklerini komik bir dille anlatıyor.

Bu sitede yazılı bulunan gözlem ve söylemlerin, her sayfada 10 madde ile aktarılması hedeflenmiş olup, bu bazı sayfalarda bilinçli olarak 10 maddeyi aşmış, bazılarında 10 maddeden az kalmıştır (bu normaldir, site sahibi bu durumun farkındadır), ortalaması 10 maddedir.

2 Comments
World

10 maddede Sofya

1. Bulgaristan‘ın başkenti Sofya’da Free Sofia Tour ve Sofia Alternative Tour’a katılınmalı. Free Sofia Tour, Avrupa’nın hemen hemen her büyük şehrinde gördüğümüz turistik ve tarihi mekanların rehber eşliğinde dolaştırıldığı klasik ücretsiz yürüyüş turu. Sofia Alternative Tour ise bambaşka, ve harika. İki aşamadan oluşuyor. İlk aşamada bir oyun oynuyorsunuz, elinize bir harita veriliyor, haritada işaretlenmiş yerler var, o yerlere gidip bazı bulmacaları ve bilmeceleri çözmeniz gerekiyor, çözerek görevleri tamamlıyorsunuz. İkinci aşamada da turu düzenleyen kuruluşun mekanına gidip, görevdeki yerlerle ve neden oraların seçildiğiyle ilgili daha detaylı bilgi alıyorsunuz. Tur sonrasında, Sofya hakkında Sofya’nın yerlisinden daha fazla bilgiye sahip oluyorsunuz. Sofia Alternative Tour çok eğlenceli, yalnızca neredeyse tüm gününüzü alıyor, Sofya’ya ilk gelişi olup az vakti olanlar bu hususu göz önüne almalı.

2. Bence Bulgaristan’a Sofya Ekspresi ile gidilmeli, Halkalı tren garından biniyorsunuz, Sofya merkeze 15 dakika uzaklıkta iniyorsunuz, Sofya Ekspresi bir gece treni, yataklı vagonunda seyahat ettim ben, rahat ve çok hoş bir deneyim.

3. Sofya’nın çehresi değişiyor. Eski sokaklar ve yıkılmış mekanların yanında yeni ve modern mekanlar açılmış, farklı bir tezat havası var, ben tezatlığını sevdim. Gifted diye bir mekan var, yukarıda bahsettiğim Sofia Alternative Tour’un ikinci aşamasında Gifted’ın mekanında (dükkanında) oluyorsunuz. Gifted, “Free Sofia Tour recommends” isimli bir booklet hazırlamış, içinde Sofya için öneriler var, nerede yenir, nereye gidilir, ne yapılır vs. diye. Turlara katılmayacak olsanız bile o bookleti almaya ve Gifted’ın mekanını görmeye Gifted’a gidilir.

4. Sofya’da her yer gülsuyu, gül ile yapılan kozmetik ürünlerinin bulunduğu kozmetik dükkanları dolu. Ama hepsi orijinal değil, en hakikisi Bulgarian Rose markası (dikkat, Rose of Bulgaria değil, çünkü bu marka da var), o da şu adreste: Tzar Osvoboditel Boulevard 12.

5. Sofya’da 4 tane sanat galerisi var, baya popülerler. Ben sanat galerisi sevmediğim (ve sanatın bu alanına karşı da cahil olduğum için) için gitmedim ama sanat galerisi gezmekten hoşlananlar gidebilir.

6. Sofya’da 1-2 günü olan Sofya’da kalsın, ama daha fazla vakti olan Vitosha Dağı’na çıkabilir, teleferik ile çıkılıyor, yukarıda bir kayak merkezi var, kayak kıyafetlerinizi getirdiyseniz kayak yapılabilir. Ya da bir dağ havası alıp, kar oynayıp, yemek – içecek sıcak birşeyler tüketip, yine teleferikle inilebilir.

7. Ben her gittiğim her yeni şehirde parklarda dolaşmadan dönmediğim için, Sofya parkları: Borisova Gradina Park, bir de National Palace of Culture’ın önündeki kamuya açık kocaman alan. Buralar park severler için uygun, hele de hava güneşliyse tüm Sofya’yı burada görmek mümkün.

8. Sofya çok fazla turistik aktivitesi olan bir şehir değil, ama genç nüfusu fazla bir şehir, o sebeple genel eğlence ve aktivite imkanı fazlaca mevcut. Mesela biz escape room’a gittik, yukarıda bahsettiğim alternative tour’a katıldık, bir tea house’da (Tea House Sofia) iskambil oynadık, bir parkta (Borisova Gradina Park) masa tenisi oynadık, vs. Ayrıca Sofya’da board game cafe’ler var, benim gibi bir board game severseniz ona da gidilebilir. Mesela Cafe Abordage, kendisi Sofya’nın en ünlü board game cafesi.

9. Sofya metro biletleri (ticket’lar) 30 dakika geçerli, diyelim metroya geldiniz bir yere gidecekseniz, hazır gelmişken dönüş biletini de alayım, dönüşte tekrar almam diyorsunuz, yanlış. Biletlerin 30 dakika geçerliliği olduğu için muhtemelen siz gidip, işinizi halledip dönene kadar 30 dakika dolacak ve bilet işe yaramaz olacak. Ben yaptım, siz yapmayın.

10. Bir ilginç bilgi: Biz evet derken başımızı aşağı yukarı, hayır derken sağa sola sallıyoruz ya, Bulgarlar tam tersini yapıyor, yani başın aşağı yukarı sallanması onlarda hayır, sağa sola sallanması evet demek. O sebeple siz en iyisi bir süreliğine evet veya hayır derken baş efekti eklemeyin, çünkü kafa karıştırıcı oluyor, insan ne dediğini kendi de anlamıyor (evet diyerek başınızı sağa sola sallayın, ne demek istediğimi anlayacaksınız)

11. Bir ilginç bilgi daha: Sofya’da ağaçlara, duvarlara asılan, üstünde bir insan resmi olan ve altında o kişinin ismi yazılı fazlaca kağıt göreceksiniz, bizdeki kayıp ilanlarına benziyorlar, ama onlar kayıp ilanı değil, daha yeni ölen insanlara saygılarını göstermek adına yakınlarının astığı resimler. Yani yolda ağaçta resmini gördüğünüz kişi kayıp değil, daha yeni mefta olmuş demek.

12. Sofya’da musluk suyu içilebiliyor, nasıl gerekli bilgi.

13. Sofya garson ve restoran çalışanlarının kabalığıyla (ne yazık ki) ünlü bir yer, aslında (yine ne yazık ki) Bulgaristan gıda sektöründeki hizmet verenlerin geneli bu şekilde, nedendir bilinmez. Biz de Sofya’da nasibimizi aldık bu güruhtan. Bir tavsiye: Bu güruha takılmayın, kişisel almayın, herkese öyleler. Ki hepsi öyle değil, bazıları çok tatlı, çok kibar, bazılarıysa tam bir (affedersiniz) dana. Onlar dana geldi, dana gidecek. Bahşiş vermezsiniz olur biter. Yalnız bu husustan ötürü Sofya’da nerede yemek yiyeceğiniz, hangi restoranı tercih edeceğiniz diğer şehirlerden bir tık daha fazla ön araştırma gerektiriyor. Çünkü birkaç günlüğüne tatile geldiğiniz bir yerde, rastgele gittiğiniz restoranlarda aptalca bir muamele görüp moraliniz bozulsun istemezsiniz.

14. Restoran önerilerim: Çorba için Supa Star. Supa Star sadece çorba ve az çeşit de salata satıyor, yalnız çorbalar sıradışı çorbalar. Ananaslı brokolili kabak çorbası vs. Bulgar mutfağı için Lyubimota, Hadjidraganovite Izvi, Statsliveca‘ya gidilmeli. Restoran olarak daha fazla seçenek arayanlar Divaka, Cactus, Pri Yafata‘yı da deneyebilir. Tea House olarak: Tea House Sofia, jazz müzik severler için ideal bir yer. Biraz gizli saklı, hidden gem nitelikli, o sebeple bulamazsanız hemen pes etmeyin. Daha modern, artistik ve açık bir mekan arayanlar için önerimse Cush Bar. Ayrıca Sofya’ya gidip Lübnan mutfağında yemek isterseniz (ne alaka demeyin, canınız falafel çekince demiyorsunuz), önerim Fairouz. Fairouz’un falafelleri ve tabulesi çok iyi, falafel sevenler gidebilir. Yalnız Fairouz’ın kapısından girmeden yukarıdaki garsonlarla ilgili olan maddeyi bir kez daha okuyup girmeniz iyi olacaktır.. Son olarak sağlıklı yemek filan düşünenler varsa, Wok to Walk‘a gidebilir, Vegetable Mix’i var, çok severim, keşke Türkiye’ye de gelse Wok to Walk.

15. Bulgar mutfağından başlıca yiyecek ve içecekler: Banitza: bir çeşit börek, oblak: yaz kokteyli, ben gittiğimde kıştı, o sebeple bunu deneyemedim, rakiya: ismi bizim rakıya benziyor, Bulgar rakısı diye geçiyor, ama bizim rakıdan kat kat kuvvetli, öyle bizdeki gibi dikelim kafaya olmuyor, çarpıyor adamı. Mavrud wine diye geçen şarapları var, o da kuvvetli bence, hafif bir şarap değil. Tarator, bunu çok övüyorlar, soğuk çorba filan diye, bizdeki ayran aşı çorbası filan sanmayın, ne olduğunu söyleyeyim kendisinin: bizdeki CACIK, lol, çorba diye beklemeyin yani. Biz cacığı çorba olarak içmediğimiz için, yemeğin en başında cacık yerken garip geliyor insana, lol. Shopska salad çok duyacaksınız, bizdeki çoban salatası kendisi. Bizdeki kebap onlarda kebapçe, güzel kebapçe yemekleri var, ben şu yukarıda yazdığım Lyubimota ve Hadjidraganovite Izvi restoranlarında kendilerinden baya tatmin oldum. Diğer lokal yemekleri bob (çorba çeşidi), pileşka (tavuk çorbası), mişmaş, meshna skara. Bu son cümlemde yazanları denemedim, ama daha fazla vaktim olsa denerdim. Bizdeki gibi işkembe çorbası onlarda da var, kendisini hangover’lara birebir ilaç olarak kullanıyorlar.

16. Sofya mineral sularıyla ünlü, sadece Sofya genelinde onlarca mineral su kaynağı var, hastalıklara iyi geldiğine inanılıyor, ben içtim, iyiyim. Kötü değildim, mükemmel de hissetmiyorum şu an, ama kötüleşmedim de yani.

Bu sitede yazılı bulunan gözlem ve söylemlerin, her sayfada 10 madde ile aktarılması hedeflenmiş olup, bu bazı sayfalarda bilinçli olarak 10 maddeyi aşmış, bazılarında 10 maddeden az kalmıştır (bu normaldir, site sahibi bu durumun farkındadır), ortalaması 10 maddedir.

No Comments